https://nazimhikmetmerkezi.com/wp-content/uploads/2019/07/kucuk-iskender-kapak.jpg
1080
1920
Buket Okucu
http://nazimhikmetmerkezi.com/wp-content/uploads/2014/09/logo_boun-e1409658045484-222x300.png
Buket Okucu2019-07-18 11:22:432022-05-16 22:37:36KÜÇÜK İSKENDER, GÜNÜMÜZ ŞAİRLERİNDE NÂZIM HİKMET ETKİSİSelim İleri’nin doğum gününde bir araya geleceğimiz “Günün Akşama Evrildiği” Selim İleri Edebiyatı sempozyumunda hem geçen yıl kaybettiğimiz yazarı anmayı hem de öykü, roman, eleştiri, deneme, senaryo gibi çok çeşitli türlere yayılan eserlerini, edebiyatını tartışmayı amaçlıyoruz. Selim İleri’yi ve edebiyatını konuşmak, onun edebiyat tarihsel bakışıyla aynı zamanda Türkçe edebiyatın dönüm noktalarını, mihenk taşlarını da kucakladığı bir dünyada dolaşmamıza imkan verecek.
Sempozyum, 29 Nisan Çarşamba günü 14:30-19:00; 30 Nisan Perşembe günü saat 10:00-19:30 arasında Orient Institut İstanbul’da gerçekleşecek.
“Selim İleri’nin doğum gününde bir araya geleceğimiz bu sempozyumda hem geçen yıl kaybettiğimiz yazarı anmayı hem de öykü, roman, eleştiri, deneme, senaryo gibi çok çeşitli türlere yayılan eserlerini, edebiyatını tartışmayı amaçlıyoruz. Selim İleri’yi ve edebiyatını konuşmak, onun edebiyat tarihsel bakışıyla aynı zamanda Türkçe edebiyatın dönüm noktalarını, mihenk taşlarını da kucakladığı bir dünyada dolaşmamıza imkan verecek. Sempozyum 29 Nisan’da Zeynep Uysal ve Christoph Neumann’ın açılış konuşmalarının ardından Murat Gülsoy’un, Selim İleri ile uzun yıllar önce yaptığı hiç yayımlanmamış bir söyleşi kaydının da dinleneceği sunumuyla başlayacak; Selim ileri ve eserlerine genel bir değininin ardından dostlarının katılacağı oturumla birinci gün kapanacak. 30 Nisan’da ise eleştirellik, metinlerarasılık gibi kavramlar etrafında, türler arasında salınan eserleri, romanları ve öykülerinin tartışıldığı üç oturum ve yine dostlarının Selim İleri’yi konuşacağı bir oturum yer alacak.
Tarih: 29-30 Nisan 2026
Saat: Çarşamba 14:30 – 19.00 ve Perşembe 10:00 – 19:30
Yer: Orient-Institut Istanbul, Beyoğlu
Herkese açık ve ücretsiz olacak etkinlik için aşağıdaki linkten kayıt olmak gerekmektedir.
“GÜNÜN AKŞAMA EVRİLDİĞİ”
SELİM İLERİ EDEBİYATI
29 Nisan Çarşamba, 14:30 – 19:00
30 Nisan Perşembe, 10:00 – 19:30
Orient-Institut Istanbul, Beyoğlu
29 NİSAN ÇARŞAMBA AÇILIŞ (14:30)
Christoph K. Neumann, Orient-Institut Istanbul Müdürü
Zeynep Uysal, Boğaziçi Üniversitesi Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi Müdürü
1. Oturum (14:45-17:00) SEPYA ZAMANLARIN YAZARI
Oturum Başkanı: Christoph K. Neumann
“Naif Okuru Severim”: Murat Gülsoy Selim İleri ile Konuşuyor: Murat Gülsoy
Öz/Kurmacanın İçinden Selim İleri ve Külliyatı: Özge Şahin (Mimar Sinan Üniversitesi)
“Bütün Bunlar Olmamış mıydı Yaşanmamış mıydı?” Yaşadığı ve Yazdığı Dünyadan Selim İleri: Zeynep Uysal (Boğaziçi Üniversitesi)
“Asıl Meseleye” Gelmeden: Selim İleri’de Ertelemenin İmkânları: Olcay Akyıldız (Boğaziçi Üniversitesi)
2. Oturum (17:30-19:00) DOSTLARI SELİM İLERİYİ ANLATIYOR
Oturum Başkanı: Deniz Yüce Başarır
Birhan Keskin
Ömer Erdem
Ayşe Sarısayın
30 NİSAN PERŞEMBE 3. Oturum (10:00-12:45) “GEÇMİŞ GELECEKTİR”: ELEŞTİRELLİK VE METİNLERARASI İLİŞKİLER…
Oturum Başkanı: Halim Kara
Kaygı ve Duyarlık: Yaşarken ve Ölürken‘de Roman, Toplum ve Yaşam: Selim S. Kuru (Washington Üniversitesi, Seattle)
Selim İleri: Dün – Bugün – Yarın: Yusuf Çopur
Uzun Bir Kışın Siyah Günlerinden Tozlu Aşk Romanlarına: Aşk-ı Memnu’nun Okuru, Ölünceye Kadar Seninim’in Yazarı Olarak Selim İleri: Deniz Aktan Küçük (Sabancı Üniversitesi)
Dalgaların Ritimleri: Selim İleri’nin Bodrum Dörtlemesi’nde Virginia Woolf’la Edebi Diyalog: Demet Karabulut Dede (İstanbul Bilgi Üniversitesi)
Selim İleri’nin Politika ve Dünya Gazetelerindeki Yazılarında Eleştiri ve Duygulanım: Fatih Altuğ (Boğaziçi Üniversitesi)
Hayranlık ve Mesafe Arasında: Selim İleri’nin Kişisel Kanonunda Tanpınar: Sibel Yılmaz (Orta Doğu Teknik Üniversitesi)
4. Oturum (14:00-16:10) “BİR US YARILMASI” OLARAK SELİM İLERİ ÖYKÜSÜ VE ROMANI
Oturum Başkanı: Nüket Esen
Selim İleri Öykücülüğünün Karakteristiği: Oktay Yivli (Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi)
Selim İleri Öyküsünde Erkekler Arası Yakınlaşmalarda Sınıraşımları ya da Sınıriçerimleri: Tamer Kütükçü (Sabancı Üniversitesi)
Her Gece Bodrum’un Sürgün Hayvanları: Hüsna Baka (Boğaziçi Üniversitesi)
Eserimi Neden “Yeniden” Yazdım: Ölünceye Kadar Seninim’in İki Versiyonu Arasındaki Farklar ve Anlattıkları: Erkan Irmak (Sabancı Üniversitesi)
Nefretin ve Alçaklığın Estetiği: Mel’un: Bir Us Yarılması Romanında Alçak Öznenin İnşası: Cüneyt Yüce (Medipol Üniversitesi)
5. Oturum (16:25-17:45) “YILLARDA SAVRULAN-SAVRULAN GÖRÜNTÜLER” TÜRLER ARASINDA SELİM İLERİ
Oturum Başkanı: Zeynep Uysal
Selim İleri’nin Rüyalarındaki Sofralarda Edebiyat, Kimlik ve Kültürel Değişim: Sevgin Özer (Sabancı Üniversitesi)
Selim İleri’nin Biyografik Dramları: Esra Dicle (Boğaziçi Üniversitesi)
Kaygan Zamirler, Akışkan Zihinler: Sen Diye Biri’nde Güvenilmez Anlatıcı ve Gerçekliğin İnşası: Nurseli Gamze Korkmaz (Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi)
6. Oturum: (18:00-19:30) SELİM İLERİ: TANIKLIKLAR, ORTAKLIKLAR
Oturum Başkanı: Figen Şakacı
Deniz Durukan
Turgay Kantürk
Burcu Aktaş
BİLDİRİ ÖZETLERİ
Selim S. Kuru, Kaygı ve Duyarlık: Yaşarken ve Ölürken’de Roman, Toplum ve Yaşam
Bu konuşmada Selim İleri’nin Yaşarken ve Ölürken (1981) adlı romanına yazarın Çağdaşlık Sorunları (1978) ve Düşünce ve Duyarlık (1982) adlı Türkiye edebiyatı ve kültürü konusundaki yazılarını topladığı iki derlemesi çerçevesinde yaklaşılacaktır. Selim İleri gergin bir edebiyat ortamı içerisinde yüzünü Türkçe edebiyat geçmişine dönerek duyarlığını belirleyen kaygılarını işe koşmuş ve özgün bir yazarlık konumu benimsemiştir. Romanın estetik, bireysellik, ve gerçeklik konulu uzun girişi bu konumu olası kılan koşullar bağlamında tartışılacaktır.
Yusuf Çopur, Selim İleri: Dün – Bugün – Yarın
Selim İleri’nin edebiyatı , Türk edebî geleneği ile modern anlatı arasındaki sürekliliği kuran özgün bir hafıza alanı olarak değerlendirilebilir. Bu çalışma, İleri’nin roman ve denemelerinde belirginleşen kültürel bellek, edebî miras ve metinlerarasılık ilişkisini “dün-bugün-yarın” ekseninde ele almayı amaçlamaktadır. Yazarın edebî duyarlılığının kökleri, erken okuma deneyimlerinden itibaren popüler roman geleneğiyle kurduğu ilişkiye uzanır; bu birikim zamanla klasik Türk romanının kurucu isimleriyle kurulan daha bilinçli bir diyaloğa dönüşür. Bu bağlamda İleri’nin metinleri, edebiyat tarihinin kimi zaman geri plana itilmiş figürlerini yeniden görünür kılan bir edebî hatırlama pratiği olarak okunabilir.
Çalışmanın ikinci bölümünde İleri’nin anlatı dünyası, metinlerarasılık kavramı çerçevesinde incelenmektedir. Gönderme, anıştırma ve yeniden yazma stratejileri, yazarın romanlarında yalnızca estetik bir tercih değil, aynı zamanda kültürel sürekliliği kuran temel anlatı araçlarıdır. Bu bağlamda özellikle Halit Ziya Uşaklıgil ve Nahid Sırrı Örik gibi yazarlarla kurulan metinsel ilişki, İleri’nin romanlarını Türk edebiyatı kanonuyla sürekli bir diyalog içinde konumlandırır. Mekân, eşya ve kent hafızası ise anlatının pasif unsurları olmaktan çıkarak romanların estetik örgüsüne katılan etkin bileşenler hâline gelir.
Son olarak çalışma, İleri’nin edebiyatının geleceğe dönük anlamını tartışmaktadır. Yazarın metinleri yalnızca geçmişe duyulan nostaljiyi yansıtmakla kalmaz; aynı zamanda kültürel belleğin sürekliliğini sağlayan bir edebî arşiv işlevi görür. Bu yönüyle Selim İleri’nin yapıtları, modern Türk edebiyatının estetik birikimini koruyan ve yeniden yorumlayan bir hafıza mekânı olarak değerlendirilebilir.
Deniz Aktan Küçük, Uzun Bir Kışın Siyah Günlerinden Tozlu Aşk Romanlarına:
Aşk-ı Memnu’nun Okuru, Ölünceye Kadar Seninim’in Yazarı Olarak Selim İleri
Selim İleri, kendisiyle yapılan bir söyleşide iki türlü yazarlık biçimi olduğuna inandığını belirtir. İleri’ye göre bazı yazarlar yaşadıklarından, bazıları ise okuduklarından yola çıkarak yazar. İleri, kendisini ikinci gruba yani okuduklarından beslenen yazarlara dâhil eder. Ona göre okunan metinler yalnızca zihinsel bir birikim oluşturmakla kalmaz; bu metinlerin yazarları ve karakterleri de zamanla yazarın iç dünyasında yaşamaya devam eder. İleri, okuduğu eserlerin hem yazarlarını hem de yarattıkları kişileri yıllarca içinde taşıdığını ve yeniden yaşattığını ifade eder. Gerçek ve kurmaca kişiler, onun yazı evreninde bazen tuhaf, çoğu zaman bilinçli olarak tasarlanmamış bir biçimde yeni bir varlık kazanır. Böylece okuma deneyimi, İleri’nin yazarlığında yaratıcı bir dönüşüm süreci halini alır.[1] Bu bildiri, Selim İleri’nin Halit Ziya Uşaklıgil’in Aşk-ı Memnu romanını yakın okumaya tabi tuttuğu, ilk kez 1981’de yayımlanan Aşk-ı Memnu ya da Uzun Bir Kışın Siyah Günleri adlı incelemesi üzerinden İleri’nin okuma ve yazma biçimini ele almayı amaçlamaktadır. Önce, bu incelemede İleri’nin Halit Ziya’nın romancılığının toplumsal arka planını, estetik dünyasını, duygusal atmosferini ve roman kişilerini nasıl yorumladığı değerlendirilecektir. Ardından, bu değerlendirmenin verdiği ipuçlarıyla İleri’nin bu incelemeyle hemen hemen aynı dönemde, ilk kez 1983’te yayımlanan romanı Ölünceye Kadar Seninim’e bakılacaktır. “Tozlu Aşk Romanları” dizisinin ilk romanı olan Ölünceye Kadar Seninim’in Halit Ziya ve Aşk-ı Memnu ile kurduğu görünür ve örtük ilişkiler açığa çıkarılmaya çalışılacak, böylece Selim İleri’nin okuma deneyimiyle yazma deneyimi arasındaki bağa işaret edilecektir.
Demet Karabulut Dede, Dalgaların Ritimleri: Selim İleri’nin Bodrum Dörtlemesi’nde Virginia Woolf’la Edebi Diyalog
Selim İleri, yazarlık serüveninin özellikle erken dönemlerinde Virginia Woolf’u edebi ustası olarak gördüğünü sıkça ifade etmiştir. Bu etkilenme, birbirine bağlı dört romandan oluşan Bodrum Dörtlemesi’nde belirgin bir biçimde görünür. Woolf’un Deniz Feneri ve Dalgalar eserlerinden ilham alan İleri, deniz imgelerini, dalga ritmini ve şiirselliği anlatısının temel dokusuna yerleştirir. Bu estetik tercihler, Woolf’un ritim, ses örgüsü ve düzyazının ifade olanakları üzerine yürüttüğü deneysel arayışları Türkçe edebiyatta özgün bir biçimde yankılar.
İleri’nin Woolf’la kurduğu ilişki yalnızca metinsel etkilenmeyle sınırlı değildir. Woolf’un günlüklerinde görülen ve anlatı tekniğinin oluşum süreçlerine ışık tutan günlük yazma pratikleri, İleri’ye yazarın “sesine” dair kişisel bir yakınlık kazandırmış; bu da onun kendi anlatı ritimlerini ve biçimsel arayışlarını şekillendirmede ve roman yazma süreci ile ilgili poetikasını oluşturmasında yönlendirici olmuştur.
Bu bildiri, İleri’nin Bodrum Dörtlemesi’nde Woolf’un anlatı tekniklerini ve ritim kullanımını nasıl benimsediğini, dönüştürdüğünü ve modernist anlatı içerisinde nasıl yeniden konumlandırdığını incelemektedir. Ulusaşırı bir edebi diyaloğun izini süren çalışma, Woolf’un estetik mirasının İleri’nin düzyazısında hangi biçimlerde görünür kılındığını tartışırken, aynı zamanda bu etkileşimin modern Türkçe kurmacaya sağladığı yenilikçi katkıları ortaya koymayı amaçlar.
Fatih Altuğ, Selim İleri’nin Politika ve Dünya Gazetelerindeki Yazılarında Eleştiri ve Duygulanım
Bu bildiri, Selim İleri’nin 1975-1980 yılları arasında Politika ve Dünya gazetelerinde yayımlanan yazılarını, eleştiri ile duygulanımın iç içe geçtiği bir alan olarak incelemeyi amaçlamaktadır. İleri’nin sonradan ikircikli biçimde karşıladığı, kısmen de reddettiği bu yazılar, dönemin yazarları ve eserleri hakkında fikirler, kanaatler ve konumlar üretirken hayranlık, hınç, kıskançlık, kapılma ve hayal kırıklığı gibi duyguların edebiyat kamusu içinde nasıl dolaşıma girdiğini de görünür kılmaktadır. Konuşmamda, söz konusu yazıları eleştirinin duygusal, ilişkisel ve tarihsel boyutlarını açığa çıkaran belgeler olarak ele alacağım. Ayrıca bu yazılar, hoşgörü ile eleştiri arasındaki gerilim, dil beğenisi, gerçeklik ve gerçekçilik, sansür, ödül mekanizmaları, yayınevi ve dağıtım sorunları, dergiler, dedikodu ve edebiyat çevrelerinde konum alma mücadeleleri gibi başlıca tartışma eksenlerini de izlemeyi mümkün kılar. Böylece Selim İleri’nin gazete yazılarının, bir yandan öznel yakınlıklar ve gerilimlerle örülü bir eleştiri pratiğini, öte yandan da 1970’lerin estetik ve kurumsal çatışmalarını nasıl kayda geçirdiğini tartışmayı hedefliyorum.
Sibel Yılmaz, Hayranlık ve Mesafe Arasında: Selim İleri’nin Kişisel Kanonunda Tanpınar
Selim İleri, Yaşadınız Öldünüz, Bir Anlamı Olmalı Bunun (2020) kitabında anı, deneme, mektup ve edebî portre türlerini harmanlayarak kişisel kanonunda önemli bir yeri olan Ahmet Hamdi Tanpınar’la hesaplaşır. Bu bildiri, söz konusu eseri hem biçimsel özellikleri hem de İleri’nin sevdiği bir yazarı eleştirel bir gözle yeniden değerlendirmesi bağlamında incelemeyi amaçlamaktadır. Yazarın Tanpınar’la tanışmasına, okuma serüvenine ve bu okumalarla zihninde beliren kavramlara ayrıntılı olarak yer veren bu metin, hayranlık ve eleştiri arasındaki gerilimli alanda salınarak ilerlerken hem Tanpınar hem de İleri edebiyatına dair birçok detayı gün yüzüne çıkarır. İleri, geçmişi hatırlayıp zaman ve bellek üzerine kişisel bir anlatı kurarken aynı zamanda Cumhuriyet dönemi edebiyatının kısa bir panoramasını da çizer. Tanpınar’ı başka yazarlarla karşılaştırırken edebiyat tarihinde önemli yer etmiş kişi, eser, olay ve polemiklere değinir. Çalışmada özellikle Ahmet Hamdi Tanpınar üzerinde durulacak olsa da, ortaya çıkan Tanpınar portresini tamamlamak amacıyla bu karşılaştırmalara da örnek verilecektir.
İleri’nin Tanpınar’a yaklaşımı güçlü bir hayranlık duygusuyla başlamakla birlikte, zaman zaman eleştirel bir mesafe geliştiren bir anlatı stratejisine dayanır. Selim İleri, Tanpınar’ın önemini vurgularken edebiyat tarihindeki konumuna ve alımlanışına ilişkin sorgulayıcı yorumlarda bulunur. Bu durum, İleri’nin edebiyatla kurduğu ilişkinin yalnızca nostaljik bir bağlılıktan ibaret olmadığını, aksine sürekli yeniden düşünmeye ve okuduklarını farklı bir gözle değerlendirmeye dayanan bir deneyim alanı olduğunu gösterir. Bu bildiride, İleri’nin kişisel kanonunu eleştirel bir bakış açısıyla nasıl oluşturduğu ele alınırken yazarın kurduğu anlatının, Tanpınar etrafında oluşan yerleşik hayranlık söylemini bütünüyle reddetmeden, onu sorgulayan ve yeniden yorumlayan bir perspektif geliştirdiği ileri sürülmektedir. Sonuç olarak çalışma, edebiyatımızda fazla örneği olmayan bu metnin, kişisel anılarla kolektif edebiyat belleği arasında köprü kurarken, idealize edilen Tanpınar imgesini nasıl sarstığını tartışmaya açacaktır.
Oktay Yivli, Selim İleri Öykücülüğünün Karakteristiği
Özellikle öykücülüğünün başlangıç evresinde geliştirdiği topos ve yordamlarla Selim İleri, kendine özgü bir anlatı dilini kurmayı başarmıştır. Bu anlatısal yapılar, biçim ve izlek düzeyinde olmak üzere iki ana öbeğe ayrılır. İleri’nin anlatı söylemini oluşturan ögeleri kabaca şöyle özetleyebiliriz: öykü atmosferinden kurmaca karakterlere kadar uzanan pozitif bir melodram, anımsama ve unutma işlevlerini üstlenen bellek aygıtı, travmalı karakterlerin varlığı ve onlara ayrılan geniş oylum, mikro izlekler, duygu öykücülüğü, kurgu oyunları ve anlatma manevraları, mimemisin değil daha çok diegesisin yeğlenmesi, nesneler ve uzam üstündeki şiirsel oyalanma.
Selim İleri öykücülüğü, genellikle klasik anlatı çalışmaları bağlamında önemsenen ve irdelenen makro izleklerle ilgilenmez, küçürek izlekler çevresinde kurulur. Kimileyin de izlekler kendi asal ereklerinden uzaklaşarak atmosfer oluşturmaya ve duygu üretmeye başlarlar. Herhangi bir patikayı izlemekten vazgeçen her edim gibi bu yordam bir çeşit şiirselliği açığa çıkartır. (Bu özellik bu öyküyü, şiirselliği farklı biçimde kurmuş olsa da Sait Faik anlatısına ekler.) Çocukluk dönemlerinden başlayarak çeşitli ruhsal travmalarla yaralanmış karakterler, bu “yazınsal uzam”ı doldururlar. Erginleşememe, çocuklukta takılıp kalma gibi özelliklerle donatılmış bu kişiler ve onların duygusal iç dünyaları, öykülere olumlu anlamda bir melodram havası bağışlar. Yine bunlar üstünden kurulan bellek aracı, uzaklaşılan ancak kalbe iyi gelen geçmişin anımsamayla ve sözle yeniden kurulmasını sağlar.
Tamer Kütükçü, Selim İleri Öyküsünde Erkekler Arası Yakınlaşmalarda Sınıraşımları ya da Sınıriçerimleri
Selim İleri öyküsünde dikkat çeken tematik izleklerden biri, anlatının erkek karakterleri arasında kimi duygusal yakınlaşma hallerinin varlığıdır. Bunlar, genelde anlatının protagonisti ile bir başka anlatı kişisi arasında izlenen, sıradan “iki erkek arası ilişkide” var olandan daha yoğun bir duygu paydaşlığını içeren, bu bağlamda bir konumlandırma -ya da tanı- ihtiyacı da doğuran, “özel” ilişkilerdir. Bununla beraber, söz konusu ilişkiler, gerçekte özgün bir durum ortaya koydukları halde, araştırmacılarca üzerinde durulmaya çok da değer bulunmamış; sınırlı sayıda çalışmada, ağırlıkla “bir tür güçlü/özel dostluk” ekseninde değerlendirilmiş ya da (örtük) eşcinselliğin gösterimleri olarak ele alınmışlardır. Bu bildiri ise, bu hususta acaba üçüncü bir yaklaşımın olası olup olmadığını sorgulamaktadır. Bir başka deyişle, ilişkileri “homoseksüellik (versus) heteroseksüellik” diyalektiğinin dışında, daha ayrı bir noktada konumlandırmak olası mıdır? Bu soruya bir yanıt bulabilmek adına, öykülerdeki (söz konusu) ilişki temsilleri mercek altına alınacak, yakın metin okuması dâhilinde ilişkilerin dinamikleri saptanmaya çalışılacak; daha sonra, ortaya çıkan göstergeler bazı kuramsal yaklaşımlar (Sedgwick’in “homosociality” kavramı, “bromance” kuramı, “queer” teorisi ve bazı “masculanity” çalışmaları) ekseninde ele alınarak, ilişkilere dair bir konumlandırma ve tanı koyma çabası sergilenecektir. Son kertede ise, ilişkiler adına görünürdeki tüm bu sınıraşımlarının (ihlal?, yasaklı alana geçiş?), acaba bir açıdan sınıriçerimleri (bireyin duyguları itibariyle son derece doğal ve esasında kayba uğra[tıl]mış bir alanın geri kazanımı?) olarak da değerlendirilip değerlendirilemeyeceği sorusuyla bildiri tamamlanacaktır.
1950’lerden beri devam etmekte olan modernist öykü kanonuna eklenen bu anlatılar, bağlı olduğu anlayışa uygun olarak kurgu ve teknik üstüne düşünür, biçim bağlamında özgün çözümler ve önerilerde bulunur. Diğer yazınsal türlerden yararlanma, anlatıcı ve bakış açısına getirilen yenilikler bu bağlam içinde değerlendirilmelidir. Anlatmayı seven, bundan bir çeşit haz alan yazarın, kendine benzeyen anlatıcılar eliyle göstermekten çok anlatmaya dayanan bir anlatı corpusunu inşa ettiğini son olarak söyleyebiliriz.
Hüsna Baka, Her Gece Bodrum’un Sürgün Hayvanları
Bu sunumda, Selim İleri’nin ilk defa 1976 yılında yayımlanan, yayımlanışının ardından Türk Dil Kurumu roman ödülüne layık görülen Her Gece Bodrum romanında kullanılan hayvan sembollerini, karakterlerin hem birbirleriyle hem doğayla kurdukları ilişkiler ve bir tatil mekânı olarak Bodrum’un üstlendiği anlamlar bağlamında inceleyeceğim. Bodrum’a tatil yapmak için gelmiş kentli bir arkadaş grubunun ilişkilerinin anlatıldığı, ilişkilerindeki arzu, güç ve bağımlılık ilişkilerini açıklamak için sıklıkla deniz kestanesi, yengeç, leylek, yılan gibi sembollere başvurulan bu romanda hayvanlar, insanların öldürdüğü, yediği, ölüme terk ettiği, eziyet ettiği, yerinden ettiği, huzursuz ettiği canlılardır. Duygusal olarak reddedilen karakterlerin roman boyunca hatırladığı, özdeşlik kurduğu bu hayvanlar, karakterlerin duygusal durumunu açıklamaya hizmet eden birer sembol olmakla kalmaz, doğaya ait olan ve olmayan ayrımına yaslanan diyalektik bir aksı besleyerek hem romanın hem de karakterlerin temel çatışmasının inşasına katkı sağlar. Kullanılan hayvan sembolleri bir yandan da Bodrum’un insan olmayan sakinlerini hatırlatarak bölgenin turistik, tüketilmeye müsait, tarihi mimari imgelerden ibaret kılınmış bir “yok-yer” (Marc Augé, 1992) olarak yeniden üretilmesine direnme anlamı taşır. Romandaki direniş teması, romanın kapanışında karakterlerden birinin semboller arama arzusunun kendisini bir mesele hâline getirip her türden insan eyleminin ve insanın türsel olarak mevcudiyetinin meşruluğunu sorgulamasıyla daha da belirginleşir. Böylelikle roman, doğayı sembolleştirmenin anlatısal ve estetik imkânlarından faydalanırken bu tavrın sınırlarına da işaret eden etik bir katmana yaslanır.
Erkan Irmak, Eserimi Neden “Yeniden” Yazdım: Ölünceye Kadar Seninim’in İki Versiyonu Arasındaki Farklar ve Anlattıkları
Selim İleri 1983’te yayımlanan romanı Ölünceye Kadar Seninim’i, yalnızca iki yıl sonra -1985’te- üzerinde kimi değişiklikler yaparak yeniden yayımlar. Yazar ikinci baskı için yazdığı kısa önsözde bu yeniden yazma ihtiyacının duygusal tetikleyicilerinden az-çok bahsetse de değişikliklerin içeriği ve nasıl yorumlanacağı noktasında sessiz kalır. Öte yandan yıllar sonra yazdığı Anılar Issız ve Yağmurlu’da İleri, yaptığı değişikliklerin dikkat çekmeyişine dair sitemkâr bir tespitte de bulunur: “Ölünceye Kadar Seninim’in ilk basımıyla ikinci basımı arasındaki değiştirmeler kimsenin ilgisini çekmedi. […] Bunu da galiba burada ilk kez söylüyorum ve son kez… bir yazarın, bir romancının aynı esere yeniden neden geri döndüğü, dönmek istediği ya da dönmek ‘zorunda’ kaldığı kimsenin gündeminde yer almadı.” Kuramsal olarak bu konuyu yorumlayan James Thorpe ise Principles of Textual Criticism adlı kitabında bir metnin yeniden yazılmış her bir versiyonunun öncekinden farklı ve bağımsız şekilde değerlendirilmesi gerektiğinden ve her yeni versiyonun özgün bir eser bakış açısıyla ele alınması mecburiyetinden söz eder. Yapacağım sunumda İleri’nin iki roman versiyonu arasındaki farklara yoğunlaşarak yapılan değişikliklerin metnin alımlanışını nasıl etkilediğini ve yazarın hangi değişiklikleri hangi saiklerle yapmış olabileceğini dönemin toplumsal, siyasi ve edebi atmosferinin izdüşümlerini de yorumlayarak açımlamaya çalışacağım. Böylelikle İleri’nin telafisi gecikmiş sitemini gidermenin yanı sıra iki metni merkeze alarak “yeniden yazma” pratiklerini de sorgulayacağım.
Cüneyt Yüce, Nefretin ve Alçaklığın Estetiği: Mel’un: Bir Us Yarılması Romanında Alçak Öznenin İnşası
Selim İleri’nin Mel’un: Bir Us Yarılması romanının, yazarın külliyatındaki nostaljik tondan radikal bir kopuşu, ayrıca edebiyatla ve edebiyat kurumuyla öz-yıkıcı hesaplaşmayı temsil ettiği söylenebilir. Zira romanda öznenin çöküşü yalnızca melankoli, kayıp ya da nostalji üzerinden değil; öfke, tiksinti ve nefret gibi “alçak” [abject] duyguların estetiği üzerinden kurulur. Bu bildiri, romanın anlatıcısı Sayru Usman’ın geçmişle, edebiyat çevreleriyle ve kendi benliğiyle yürüttüğü hesaplaşmayı Julia Kristeva’nın “alçaklık” [abjection] kavramı çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır. Kristeva’ya göre abjection, öznenin sınırlarını tehdit eden ve bu nedenle dışlanması gereken fakat tamamen ortadan kaldırılamayan unsurların yarattığı bir varoluş krizidir. Mel’un’da anlatıcının geçmiş dostluklara, edebiyat dünyasına, yaşadığı kente ve hatta kendi bedenine duyduğu iğrenme, tam da bu alçaklık deneyiminin edebî karşılığı olarak ortaya çıkar. Romanın parçalı yapısı, kesintili monologları ve bilinç tortularını andıran dili, bu kriz hâlini yalnızca tematik düzeyde değil, biçimsel olarak da görünür kılar. Böylece Sayru Usman figürü, klasik anlamda bir anti-kahramandan ziyade, benliğini dışladığı şeylerle kuran bir “alçak kahraman” [abject hero] olarak belirir. Bu bildiri, Mel’un’un nefret ve tiksinti gibi bastırılmış duyguları anlatı stratejisine dönüştürerek öznenin kırılgan sınırlarını görünür kılan bir roman olduğunu ileri sürmekte; ayrıca nefreti “açıcı” bir güç olarak konumlandırdığını ve kimlik parçalanmasını sarsıcı bir estetik hakikat düzlemine taşıyarak temsilin sınırlarını nasıl genişlettiğini tartışmaktadır.
Sevgin Özer, Selim İleri’nin Rüyalarındaki Sofralarda Edebiyat, Kimlik ve Kültürel Değişim
Selim İleri’nin 2003’te basılan ve muhayyel okuruyla yeme içme kültürü hakkında sohbet eden denemelerinden oluşan Rüyamdaki Sofralar, yazarın çocukluk anılarından, yeme ve pişirme pratikleriyle gelişen arkadaşlıklarından, izlediği filmlerden, okuduğu ve yazdığı kitaplardan süzülen reçetelerin bir dökümüdür. Ölçüyle, kimyayla uğraşmayan ancak her bir malzemenin ve hazırlama yönteminin İstanbul’un hangi mevsiminde ve nihai ürünü tadanda hangi etkiyi yaratmak üzere seçilmesi gerektiğine dair ayrıntılı bilgiler sunan yemek tarifleri, farklı yaşam biçimlerinin ve kültürel aidiyetlerin izlerini taşır. Denemeler günlük hayattaki birçok duygu ve durumun duyularla ve sofraya göndermelerle açıklandığını okura hatırlatır. Aynı zamanda yemeğin ev sahipliği anlayışı, flört, sağlıklı yaşama dair literatür, sanatçı toplantıları, edebî üretim, okul çayları, piknikler, meşhur Beyoğlu mekânları, tüketim alışkanlıkları, reklamlar ve ithalat gibi toplumsal hayatı meydana getiren birbirinden farklı maddelerin kesişim kümesinde yer aldığını gösterir. Bu bildiri, Rüyamdaki Sofralar’da yazarın anılarında ve entelektüel birikiminin odalarında dolaşarak bulup çıkardığı yemek tariflerinin, aktardığı sofra adaplarının ve betimlediği yeme içme mekânlarının Türkiye’nin yaklaşık elli yılının kültürel değişimine dair imalarına odaklanır. Metindeki her bir tarif hatta tariflerde kullanılan, margarin, zeytinyağı, Amerikan peyniri, ‘beking povder”, kanyak gibi malzemeler, “blendır” gibi gereçler gündelik hayatın içinde gizli politik unsurlardır. İleri’nin yemekli içkili anıları gösterir ki, çiçek sepetli örtülerin üzerine kurulmuş çay sofrası kimlik değiştirmeye yararken, bir Cihangir apartmanının küçük mutfağında pişen saray mutfağı tarifleri, kültürel kimliğe sahip çıkmanın yegâne yolu olabilir. Kimi zaman hafıza kimi zamansa keşiftir kıymet atfedilen. Dolayısıyla yazarın bu kitabında andığı kendisine ya da başka yazarlara ait kurmaca metinlerde yer alan yeme içme sahneleri de karakterlerin kimliklerinin ve deneyimledikleri kültürel değişimin bir göstergesidir. Bu bildiri, İleri’nin andığı kurmaca metinlerden örneklerle yazarın yemeğin edebiyatta nasıl işlevselleştirildiğine dair yorumunu da tartışmaya açmayı hedefler.
Esra Dicle, Selim İleri’nin Biyografik Dramları
Bu bildiri, biyografik dramı, modern tiyatroda “yaşam-yazımı” (life-writing) ile sahnesel temsilin kesişiminde konumlanan, tarihsel öznenin dramatik yeniden kuruluşuna dayalı bir tür olarak ele almayı hedefliyor. Biyografik dram, arşivsel veri ile estetik kurgu arasındaki seçici ilişki üzerinden işler; bu nedenle ne bütünüyle belgesel doğruluk iddiasına indirgenebilir ne de kurmaca serbestliğe bırakılabilir. Bu çerçevede, Selim İleri’nin Cahide Sonku, Halide Edip Adıvar ve Mihri Müşfik Hanım üzerine yazdığı oyunlar (Ölüm ve Elmas, Allhaısmarladık Cumhuriyet ve Ölü Bir Kelebek), biyografik malzemenin sahnede nasıl seçildiği, düzenlendiği ve anlamlandırıldığı sorusu etrafında incelenecektir. Bu metinlerde tarihsel figürün dramatik özneye dönüşümü, temsil stratejileri ve anlatı tercihleri üzerinden tartışılacak.
Nurseli Gamze Korkmaz, Kaygan Zamirler, Akışkan Zihinler: Sen Diye Biri’nde Güvenilmez Anlatıcı ve Gerçekliğin İnşası
Bu bildiride Selim İleri’nin yaşamının son zamanlarında yazdığı ve ölümünden sonra yayımlanan Sen Diye Biri adlı yapıtını anlatıbilimsel bir yaklaşımla analiz etmek hedeflenmektedir. Metinde Selim İleri kendi yazar kimliği ile anlatıcı konumundadır ve metnin merkezinde yazarın 2022’de ölen oyuncu Cüneyt Arkın ile dostluğu ve anıları vardır. Temelde metin boyunca büyük ölçüde başvurulan ikinci tekil şahıs anlatıcı tekniği ile Selim İleri, Cüneyt Arkın’a hitap etmekte gibi görünür. Ancak anlatı rüya, sayıklama, bellek fragmanları ve kurmaca katmanlarının iç içe geçtiği parçalı bir anlatı yapısı kurar ve tıpkı gerçek ve kurmacanın sürekli yer değiştirmesi ve iç içe geçmesi gibi anlatıcı konumu da metin boyunca yer değiştirir ve çoğullaşır. Zamirlerin göndergelerinin sürekli değişmesi anlatıcı öznenin parçalı ve akışkan bir biçimde kurulmasına yol açarken anlatı perspektifini de değişken bir konuma taşır. Bu bağlamda çalışmanın temel problemi, metinde “sen”, “biz” ve “onlar” zamirlerinin sabit bir referansa bağlanmayan kullanımıyla kurulan anlatıcı konumunun, anlatının gerçeklik düzlemini nasıl dönüştürdüğü ve güvenilmez anlatıcı etkisini hangi anlatı stratejileri aracılığıyla ürettiğidir. Öte yandan anlatıcının Selim İleri kimliğiyle karşımıza çıkması ve metindeki anıların gerçek ile kurmaca arasında bulanık bir yerde konumlanması aynı zamanda metinde inşa edilen / edilmek istenen yazar kimliği bağlamında da önemli veriler sunar.
Metnin bu karmaşık yapısını çözümlemek için anlatıbilim teorisyenlerinin geliştirdikleri kavramsal çerçeve işlevsel görünmektedir. Bu bağlamda Wayne C. Booth’un “güvenilmez anlatıcı” kavramı ile Gérard Genette’in anlatıcı konumu ve anlatı düzlemleri üzerine geliştirdiği kuramsal çerçeve, metindeki anlatıcı perspektifinin analizinde temel başvuru noktalarını oluşturacaktır. Ayrıca anlatı boyunca sıkça karşılaşılan bellek boşlukları, hatırlama ve unutma süreçleri ile anlatı içinde verilen bilgilerin başka bir anlatı kesitinde düzeltilmesi ya da ertelenmesi gibi stratejiler, James Phelan’ın retorik anlatı kuramı bağlamında anlatıcı güvenilirliği açısından değerlendirilecektir. Metindeki sayıklama, iç monolog ve bilinç katmanlarının temsili ise Dorrit Cohn’un zihin anlatımı üzerine geliştirdiği kavramsal çerçeve ışığında ele alınacaktır.
Sonuç olarak bu çalışma, Sen Diye Biri’nde zamir kullanımının bir anlatı stratejisi işlevi görerek anlatıcı konumunu akışkanlaştırdığını ve bu yolla gerçek ile kurmaca arasındaki sınırların bilinçli biçimde bulanıklaştırıldığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Böylece metnin Selim İleri külliyatındaki özgün yeri tespit edilmek istenmektedir.





