cheeverHaldun Taner’in Ayışığında Çalışkur öyküsüyle başlayan, Bruno Schultz ve Fikret Ürgüp’ün eserleriyle devam eden Diyaloglar serisi, Amerika’nın Çehov’u olarak anılan John Cheever’ın Yüzücü eseriyle devam ediyor. 28 Nisan Salı günü saat 19:00’da Saint-Michel Lisesi* Jeanne d’Arc Salonu’nda Ayfer Tunç ve Murat Gülsoy’un keyifli diyaloğunda buluşmak üzere.

“Havuza daldı, boydan boya yüzdü ama iş kenara tırmanmaya geldiğinde, kollarındaki, omuzlarındaki bütün gücün çekildiğini ayırt etti, merdivene usulca yanaşarak çıktı havuzdan… Karanlık çayıra çıktığında, gece havasında, krizantem ya da kadife çiçeği kokusu üstüne varan sonbahar kokuları geldi burnuna, keskin, bayıltıcı bir eter kokusu. Göğe bakınca yıldızların çıktığını gördü ama neden Andromeda’yı, Cepheus ve Koltuk takımyıldızlarını görüyor gibiydi ki? Yaz ortasının burçları ne olmuştu? Gözleri doldu.”

 * Tüm etkinliklerimiz gibi, Saint-Michel Lisesi ile ortak düzenlediğimiz Diyaloglar’a da katılım herkese açık ve ücretsizdir. Arabayla gelecekler okulun otoparkını kullanabilir.

Diyaloglar John Cheever

Nâzım Hikmet ile Don Quijote: İki Yaratıcı Asilzadenin Arzu Serüvenleri

Konuşmacı: Mahmut Temizyürek
Tarih: 6 Nisan 2015
Saat: 16:00-18:00
Yer: Demir Demirgil Salonu

Konferans ücretsiz ve herkese açıktır.

Yayımladığı 1605 yılından bu yana, dünya edebiyatının yönünü belirlemiş olan Cervantes’in yazarlığı değildi yalnızca tartışılan, “üvey babasıyım” diyerek yarattığı Don Quijote karakteri ve bu karakterin farklı zamanlardaki edebi ya da toplumsal benzerleri de tartışma konusu oldu; 400 yıl boyunca, şu ya da bu nedenle. Üstelik kitabın ilk cildinin yayımlandığını duyan başkahramanı, konakladığı bir handa kitabı şöyle bir gören Mahzun Yüzlü Şövalye’nin kendisiydi tartışmacıların ilki. Don Quijote hakkında yazılan Kitabı şöyle bir karıştırıp beğenmemiş, yazarı Cervantes’i ağır sözlerle, -yalancılık, özensizlik, saygısızlık ve cahillikle- suçlamıştı. Bu sözler de yaz(g)ısına mahkûm bir kişilik olarak gene kitap içinde geçiyordu. Şövalyelik edebiyatını bir parodiye dönüştüren kitaptaki Don Quijote zengin yorumlara ilham veren bir örnekti artık. O ise kendisini –örneğin bir yerde- en mütevazı haliyle şöyle tanımlıyordu: “Sayın Berber, ben sular tanrısı Neptün değilim. Akıllı olmadığım halde kimsenin beni akıllı sanması için de uğraşmıyorum. Ben sadece dünyaya, gezgin şövalyelik tarikatının sancaklarının dalgalandığı o mutlu çağı canlandırmamakla düştüğü büyük hatayı anlatmak için uğraşıyorum. Fakat bizim yoz çağımız…” Hakkında yazılanlara öyle bir itirazı vardı ki, birçok serüveni unutulsa da bu sözler unutulmadı; bazıları bu itirazı doğrudan benimsedi.

Nâzım, Don Kişot’u örnek alarak çıkmamıştı yoluna. 1947’ye kadar kitabı okuduğuna dair de açık bir işaret görülmez. Ama o gençliğinden bu yana, önce “fedai ruhlu” sonra da “Don Kişot karakterli” bir devrimci sayıldı. Bu yargılardan hiç gocunmadığı gibi, “yürekte çarpan (bir) akıl”la sahiplendi “ölümsüz gençliğin şövalyesi”ni. Nâzım, “Don Kişotluk ettiği” zamandan bu yana kendince şöyle biriydi: “Bir dev gibi seviyordu dev. /Ve elleri öyle büyük işler için / hazırlanmıştı ki devin,”. Ayrıca Don Quijote’nin “bu yoz çağ” dediği kapitalizme karşı üstlendiği görev ile Nâzım’ınki içerikte aynıydı. Don Quijote’nin “mutlu çağ” diye bildiği, geçmişte kalmış, bugünse acilen kurulması gereken komünal ütopya “altın çağ”ın bir benzerine Nâzım, varılacak olan “komünizm çağı” diyordu. Bu uğurda, tıpkı yaşlı şövalye gibi, 19 yaşından bu yana bu çağın gerçekleşmesi için bütün yaşamını adıyordu. Ortak mottoları şuydu: İyilik, doğruluk, güzellik, haklılık için savaşımda “şerefle” yaşamak.

Nasıl olmuştu da “paşazade” Nâzım, hem yazdıklarıyla hem yaşamıyla kendisinin de açıkça söylediği gibi “Don Kişot’a benzemişti; ( “ama, dıştaki Don Kişot’a”.) Türkiye’yi ve dünyayı yaklaşık 100 yıldır yazıp yaptıklarıyla etkileyen gerçek bir “şair*kahraman” karakter ile 400 yıldır modern bilinci her yönüyle meşgul eden hayali (üstelik deli) bir kahramanın karşılaştırmasını yapmaya kalkışmak, delilik değilse, öncelikle hangi mantığa sığıyor? Karşılaştırmaya çalışsak; bizden önce ne söylenmiş, biz ne söyleyebilir oluruz? Konumuz kısaca budur.

NH2mt

 

Poster Tasarımı: Burak Şuşut

 

Konuşmacılar: Nüket Esen, Halim Kara, Murat Gülsoy
Moderatör: Zeynep Uysal
Mekân: Boğaziçi Üniversitesi Kütüphanesi Oryantasyon Odası
Tarih: 1 Nisan 2015
Saat: 16:00

51. Kütüphane Haftası etkinlikleri kapsamında, Boğaziçi Üniversitesi Kütüphanesi ile Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi’nin birlikte düzenlediği panelde, Nüket Esen, Halim Kara ve Murat Gülsoy kitap yazma ve okuma deneyimlerini sorgulayacak. Etkinlik herkesin katılımına açık ve ücretsizdir.

NHlib

Poster Tasarımı: Burak Şuşut

 

IMG_9387

Ayfer Tunç ile Murat Gülsoy’un az bilinen başyapıtları incelediği Diyaloglar etkinliklerinin üçüncüsü, Fikret Ürgüp’e odaklanıyor. Saint-Michel Lisesi Jeanne d’Arc Salonu’nda, 25 Mart Çarşamba günü saat 19:00’da başlayacak olan etkinlik, herkesin katılımına açık ve ücretsizdir.

Ruh hekimi, hikâyeci, ressam…
Çağımız insanının yabancılaşmasını mecazlarla, alegorilerle, izlenimlerle anlatan bir usta kalem.

SM&Bogazici_Diyaloglar(3)_POSTER_1

kapak-butun-hikayeler-fikret-urgup“Çivili Sandıklar” hikâyesinin yazarı Fikret Ürgüp çivisiz ve sandıksız yaşamıştı ömrü boyunca. Nesi varsa ortadaydı. Açık seçik, sahici…Yaşarken de ölürken de… Şizofreni dünyasında yaşayanların kırılganlıklarında… Ahmet Hamdi Tanpınar’ın mektuplarında ve bakışlarında… Kışta… PortakaMa… Lautreamont’da… Mina Urgan’ın gözyaşlarında… Behçet Necatigil’in odasında ve anlayışında… Özdemir Asaf’ın telaşında… Nerval’in “Aurelia”sında… Sait Faik’in yaşama sevincinde ve daha çok yaşayabilmesinde… Asaf Halet Çelebi’nin rengarenk sakinliğine sızan münevverliğinde… Cahit Irgat’ın kardeşliğinde… “Karanlığın Günü”nde… Yeditepe’de… Sabahattin Eyüboğlu’nun kısa metrajlı övgüsünde… Ahmet Oktay’ın “Gizli Çekmece”sinde… Düşlerinde, düşüşlerinde, düşkünlüğünde, düşünürlüğünde… Nesi varsa ortadaydı. Açık seçik, sahici…

11 Mart Çarşamba günü saat 16:00’da, Rektörlük Konferans Salonu‘nda gerçekleşecek olan ilk Yazar & Şair Buluşmaları etkinliğinde, küçük İskender sevenleriyle buluşarak ellinci yaşına özel olarak hazırlanan Elli Belirsiz kitabından şiirler okuyacak.

NHKSAM- kucuk-iskender-poster-1000

küçük İskender hakkında:

küçük İskender 1964 yılında İstanbul’da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi’ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi son sınıfında okulu bıraktı. Ardından İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümüne girdi, 3 yıl sonra bıraktı. 1980’li yıllardan başlayarak günümüze kadar çeşitli dergilerde şiirler, eleştiriler, denemeler yazdı. İlk şiiri Milliyet Genç Sanat Dergisi’nde, İskender Över ismiyle çıktı. Profesyonel olarak 1985’te Adam Sanat Dergisinde şiirleri yayımlanmaya başladı.

Kimi çıkan antololojilerde şiirleri basıldı. Kanada’da çıkan Descant adlı edebiyat dergisinin Türkiye özel sayısında, ABD’de ise Murat Nemet Nejat’ın ‘eda’ kavramında yoğunlaştığı Türk şairleri antolojisinde kendine yer buldu. İtalya’da düzenlenen Avrupalı Genç Şairler Yarışması’nda (La Giovane Poseia D’europa Nel 1999) ilk ona girdi ve şiirleri bu şairlerle kitaplaştırıldı.

2000 yılında Orhon Murat Arıburnu Ödülleri’nde Bir Çift Siyah Deri Eldiven adlı şiir kitabıyla birincilik aldı. 2001 yılında Almanya’da, 2002 yılında Hollanda’da çeşitli şehirlerdeki etkinliklerde, 2005’te Avusturya’da, 2007’de Makedonya’da, 2008’de İsveç’te konuşmacı olarak ve şiir performanslarıyla kendini dile getirdi. 2003 yılında Berlin’de düzenlenen İlk Türkiyeli Eşcinseller Kongresi’nde bu konudaki bildirisini okudu. 2004’te NewYork’ta ve Kuzey Coralania’da üniversitelerde konuşma yaptı ve tek kişilik okuma gecelerine konuk oldu. 2006’da İskender’i Ben Öldürmedim adlı şiir kitabıyla Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü’nü kazandı. 2014’te 7.si verilen Erdal Öz Edebiyat Ödülü küçük İskender’e verildi. Jüri ödülün gerekçesini “Türk Şiiri’ne getirdiği özgün soluk ve şiir dilinin geliştirilmesinin yanı sıra otuz yıl boyunca tavrındaki tutarlılık” olarak özetledi.

Poster Tasarımı: Burak Şuşut

 

Konuşmacılar: Ayfer Bartu Candan, Ahmet Ersoy, Murat Germen, Cenk Özbay, Zeynep Uysal
Mekân: Albert Long Hall (BTS)
Tarih: 6 Mart 2015, Cuma
Saat: 16:00

İstanbul’un çok katmanlı bir şehir oluşu sadece tarihselliğinden kaynaklanmaz. İstanbul bugün içinde yaşarken de farklı hayatları, uzak dünyaları, benzersiz insan portrelerini katmanları arasında sımsıkı tutar, bırakmaz. Birbirine değen, birbirinden uzak, birbirini acıtan, birbirini aşkla seven, birbirinden kıyasıya nefret eden, umursamaz, hassas, nasırlı, kırılgan hayatların şehridir İstanbul… Bu panel şehrin türlü hallerini sanattan, edebiyattan, fotoğraftan ve toplum bilimlerinden bakarak tartışıyor.

sehrin-halleri-poster-f
Etkinliklerimiz herkese açık ve ücretsizdir.

Poster Tasarımı: Burak Şuşut

 

Ayfer Tunç ve Murat Gülsoy’un az bilinen başyapıtları ele aldığı Diyaloglar serisinin ikinci etkinliği, 25 Şubat Çarşamba günü saat 19:00’da Saint-Michel Lisesi Jeanne d’Arc Salonu’nda gerçekleşecek. Ölümünden çok sonra keşfedilse de günümüzde ismi Franz Kafka, Robert Musil, Marcel Proust ve Robert Walser ile birlikte anılan Polonyalı yazar Bruno Schulz’un öykülerinin konuşulacağı etkinlik herkese açık ve ücretsizdir.

Bu operasyonun gizi bizim saati geri almış olmamızda yatıyor. Biz burada her zaman belli bir zaman dilimi gerideyiz, bunun ne kadar olduğunu da saptayamayız. Bu iş tümüyle basit bir görecelik sorunu. Kendi ülkesinde karşılaştığı ölüm, burada babanıza henüz ilişmedi.
Kum Saati Burcundaki Sanatoryum

Diyaloglar(2)_POSTER

Küratörlüğünü Zafer Toprak’ın yaptığı ve 15 Ocak’ta sona erecek olan “Entelektüel Tarihimizde Kırılma Noktası: Nâzım Hikmet’in Açlık Grevi” sergisinin saatlerce süren kurulum macerasını, Kayıt 6 Prodüksiyon ekibi sergi meraklıları için iki dakikaya indirdi:

Nâzım Hikmet Konferansları 1
Buzul Çağının Kamburu: Bir Tür Olarak Epik ve Kuvâyi Milliye’nin Tuhaf Hikâyesi
Konuşmacı: Erkan Irmak
15 Ocak 2015 Perşembe, 16:00-18:00
Rektörlük Konferans Salonu

15 Ocak Perşembe günü saat 16:00’da, Boğaziçi Üniversitesi Rektörlük Konferans Salonu’nda ilki gerçekleştirilecek olan Nâzım Hikmet Konferansları serisi, şairin yapıtlarını, edebi ve düşünsel kaynaklarını, yarattığı etkileri, içinde yaşadığı sosyal ve siyasi atmosferi ve tarihsel bağlamı kuşatacak nitelikte olacak ve farklı disiplinlerden konuşmacılarla ilerleyecektir.

Nâzım Hikmet’in en fazla okunan ve ilgi gören metinlerinden Kuvâyi Milliye çoğu kez edebi niteliği göz ardı edilerek siyasi içeriği üzerinden değerlendirilmiştir. Oysa metnin 1930’ların sonundan 1960’ların ortalarına dek devam eden yazılış ve yayımlanış süreci son derece sıra dışı bir seyir izler. Aynı şekilde Kuvâyi Milliye‘nin türsel olarak da zihin açıcı tartışmalara imkân tanıyacak bir yapısı vardır ve metin Memleketimden İnsan Manzaraları‘nın içinde yeniden konumlandırılırken bu türsel konvansiyonlar da yeniden belirlenmiş olur. Kitabın epik kahramanlarından Kambur Kerim’in Kuvâyi Milliye‘den Memleketimden İnsan Manzaraları‘na uzanan tuhaf hikâyesi bu bağlamlar ışığında yorumlanacak, hem metne hem de metnin alımlanışına dair kavramsal bir tartışma yürütülmeye çalışılacaktır.

NHprint

Erkan Irmak hakkında

2007 yılında lisans ve 2009 yılında yüksek lisans derecelerini Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladı. Nâzım Hikmet üzerine yazdığı yüksek lisans tezi, 2009 yılında Memet Fuat Eleştiri/İnceleme Ödülü’ne değer görüldü. Daha sonra Kayıp Destan’ın İzinde adıyla İletişim Yayınları tarafından kitap olarak yayımlanan bu çalışma 2011 yılında eleştiri alanında Cevdet Kudret Jüri Ödülü’nü aldı. 2009 yılından beri Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde doktora çalışmalarını sürdüren Irmak, Şehir Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışıyor. Irmak’ın çeşitli dergi ve kitaplarda yayımlanmış makale, deneme ve çevirileri bulunuyor.

 

Etkinlik ücretsiz ve herkese açıktır.

Poster Tasarımı: Burak Şuşut

 

Murat Gülsoy ve Ayfer Tunç’un az bilinen edebiyat başyapıtlarını irdeleyeceği Diyaloglar serisi, Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi ve Saint-Michel Lisesi işbirliğiyle 22 Ocak Perşembe günü saat 19:00’da başlıyor. Jeanne d’Arc Salonu’nda herkese açık olarak gerçekleştirilecek ilk etkinlikte Gülsoy ve Tunç, Haldun Taner’in 1954 yılında yazdığı Ayışığında Çalışkur hikâyesini tartışacak:

Haldun Taner’in Ayışığında Çalışkur adlı yapıtı deneysellik açısından çölde bir vaha gibidir. Edebiyatta deneysellik denildiğinde okunması güç ve edebi oyunlar denildiğinde de salt eğlendirme amaçlı derinliksiz eserler anlaşılıyor. Oysa Ayışığında Çalışkur hem edebi oyunların, dilbazlıkların, kurgu numaralarının çeşitlemelerini sunuyor hem de okuru ahlaki ve ideolojik tutumunu sorgulamaya zorluyor. – Murat Gülsoy

SM&Bogazici_Konferans_POSTER_2